savaş değil barış!
İnsan Hakları Raporlarının İşlevselliği

İnsan Hakları Raporlarının İşlevselliği / Reha Ruhavioğlu

Türkiye toplumu son 40 yıldır yaşanan çatışmalı hali, meseleye yakınlık ve uzaklığına göre bilmelerin üç türlüsüyle de biliyor. Çatışmalardan doğrudan ya da dolaylı etkilenmemiş olanlar kendilerini üretimine razı ettikleri enformasyon araçları sayesinde ilmelyakîn (bilgi ile bilme), doğrudan etkilenmiş olanları görmüş ve dolaylı etkilenmiş olanlar (asker aileleri vb.) aynelyakîn (görme ile bilme), çatışmanın birçok etkisine doğrudan maruz kalmış olanlar da (çatışanlar, çatışma mağdurları vs.) hakkalyakîn (görüp yaşayarak bilme) derecesinde olan bitene vakıf durumdalar. Ancak son 6 aydır şiddetin dozunun şahitliğini ettiğimiz tarihte rastlanmayan bir oranda artmış olması karşısında “bambaşka bir hal” yaşandığı izahtan varestedir. İşte Cizre, izahtan vareste bu durumu kör gözüm parmağın gösterecek netlikte bir vakıa olarak önümüzde durmaktadır.

Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin (SAMER) 23 Nisan Cumartesi günü Diyarbekir’de düzenlediği çalıştayda yaklaşık 18 Sivil Toplum Kuruluşu (STK) gün boyunca “Raporlar Işığında Cizre: Ne Yapmalı?” başlığı altında bir tartışma yürüttü. STK’ların hazırladıkları Cizre raporlarını özetledikleri ve tartıştıkları ilk oturumda toplantıya katılan hemen herkes bu döneme aynelyakîn ve/ya hakkalyakîn şahit olduğundan bu “bambaşka hal” noktasında hemfikirdi.

Cizre Raporları Ne Söylüyor?

Cizre raporlarını hazırlayan kuruluşların vurgularını çalışmasında yer aldığım MAZLUMDER’in Cizre raporuyla birlikte okuyacak olursak; PKK ile bağlantılı YDGH isimli silahlı grubun sokaklara hendek kazarak barikatlar kurmasının, yaşam alanlarına patlayıcılar tuzaklaması ve meskun mahalde çatışma ortamı oluşturmasının hayatın olağan akışını büyük oranda tehlikeye attığını; sağlık, eğitim, barınma, seyahat özgürlüğü gibi temek hakları ciddi oranda sekteye uğrattığını görebiliriz. Hendek, barikat hazırlığının ve patlayıcı tuzaklamalarının devlet yetkililerince uzun bir süre izlendiğini tespit eden raporlarda; devletin meskûn mahalde tank gibi ağır silahlar kullandığı ve bunun zaten sekteye uğramış hakları tamamen durma noktasına getirdiği, sivil-silahlı ayrımı yapılmadan yapılan müdahalelerde çok sayıda sivilin yaşamını yitirdiği, yargısız infazlar yapıldığı ve gözaltında kötü muamelenin yoğun olduğu vurgulanıyor. Pansiyonlu bütün okulların karargah olarak kullanılmış olması ve hastanenin bir katının asker ve polisler için yatakhaneye dönüştürülmüş olmasının eğitim ve sağlığa erişim hakkını durdurma noktasına getirdiğinin belirtildiği raporlarda yer alan Cizre halkının tanıklıklarında halkın kahir ekseriyetinde bu çeşit ağır bir müdahalenin ve evlerin iç odalarının da yıkılması, ev içi ve ev dışlarına yazılmış ırkçı ve nefret içerikli yazılamalar gibi uygulamaların sistematik bir politika olduğu yaklaşımı hakim. Cizre’de yarısı orta yarısı ağır olmak üzere 3.500 civarında evin hasarlı olduğu, bu evlerin tamamına yakınında buzdolabı, televizyon gibi ev içi eşyaların tahrip edildiği tespit edilmiş. Kadınların, çocukların psikolojik durumlarının vahameti, tamiri neredeyse imkânsız bir düzeyde. Ve tabii ki Bodrumlar…

Raporların İşlevselliği Meselesi ve Ne Yapmalıyız?

SAMER’in düzenlediği çalıştayın sonraki oturumlarında insan hakları ihlallerini ortaya koyan raporların işlevselliği tartışılırken bundan sonra ne yapılabileceğine dair değerli görüşler paylaşıldı.

Raporların işlevselliğine dair eksikliğin rapor ve raportör kurumlardan kaynaklı faktörleri olduğu gibi onlardan bağımsız dışsal faktörleri de var. Mesela en önemli dış faktör şudur: Raporlar, kamuoyunu en azından ilmelyakin (bilgi edinme yoluyla öğrenme) bilgilendirmeyi amaçlayan belgelerdir. Ve başta resmî iktidar olmak üzere iktidar erkini elinde bulunduranların elinden neşet etmiş hak ihlallerini kayıt altına alırlar. Bu sebeple iktidarlar kendilerine karşı raporlar hazırlayan insan hakları örgütlerinden pek hazzetmezler. Hak örgütleri de hazzetmelerini değil, en azından düşmanlık etmemelerini bekler. Ancak ortam militarize oldukça bu beklenti önce hayal sonra giderek -yaşadığımız üzre- sükut-u hayal olur. Çatışma dönemlerinde toplumsal kutuplaşma artar, bizden olmayan onlardan yana değilse de onlardan sayılır. Çünkü kitabın (Bakara,120. ayet) ifadesiyle "Sen onlara tabi olmadıkça, onlar senden asla razı olmayacaklar." İşte bugün biraz şu taraftan çokça öbür taraftan hak örgütlerinin maruz kaldığı budur. Böyle dönemlerde hak örgütlerinin “ötekine” ne deyip demediği pek önemli değildir, “bize” herhangi bir şey denilmişse o karşıt, kötü, sözüne itibar edilmemesi hatta bakılmaması gerekendir. İnsan hakları örgütlerinin iktidar erklerince kibarca eleştirilmesi de sertçe tehdit edilmesi de tabanda onların sözüne karşı doğru bilgi edinme arzusunu azaltan bir faktör olarak ortaya çıkıyor.

Raporların hazırlanış süreci ve sonrasında raporların işlevselliğine olumsuz etki edebilecek faktörleri uzun uzun sıralayabiliriz. Çalıştayda dile getirilen önemli bir nokta vardı: Rapor hazırlayan kurumlar öncelikle neyi, nasıl niçin yapıyoruz gibi soruları kendilerine sormalı, hak ihlallerini nicelik olarak yığan metinler yerine niteliği ön plana çıkarmalıdırlar.

Ayrıca belirtmek gerekir ki sahaya çıkan hak örgütleri arasında bir iletişim ağının olmayışı ciddi bir sorun. Toplantıda da üzerinde durulduğu üzere; çoğu zaman birçok hak örgütü aynı çerçevede bir rapor hazırlamak için birbirlerinden habersiz ve/ya bağımsız olarak sahaya çıkıyor ve benzer raporlar hazırlıyorlar. Bu da emek ve enerji israfına sebep olduğu gibi bir rapor enflasyonuna yol açabiliyor. Yakın dönemlerde açıklanan benzer raporların hiçbiri kamuoyu gündeminde yeterince yer bulamayabiliyor. Birbirine yakın çalışmalar yürüten STK’lar arasında bir iletişim ağına ihtiyaç var. Bu ağda en azından kurumların çalışmaları ve çalışma hazırlıkları paylaşılarak başka kurumlara birlikte iş yapma çağrısında bulunulabilir. Benzer işler yapanların ortak çalışmaları emek ve enerji israfını önleyerek formülasyon ve kategorilendirmesi iyi yapılmış daha işlevsel raporlar hazırlanabilir. Örneğin; eğitim, sağlık, çocuk, kadın hakları gibi alanlarda çalışan STK’ların her biri raporun bir kategorisine odaklanarak ortaya tek ama kapsamlı ve işlevsel raporlar çıkarabilirler.

Burada antrparantez bir hususu vurgulamasam eksik kalır: Birlikte iş yapmak hem raporlara hem de kurumlara yukarıda zikredilenlerden çok daha fazla katkı sağlar. Ancak birlikte iş yapmaktan niyet okuyarak kaçınmak kadar birlikte iş yapmayı bir fetiş halin getirmek de yanlıştır. İnsanların ve dolayısıyla onların bir araya gelerek oluşturdukları kurumların farklı bakış açıları, politikaları, yaklaşımları, ilkeleri vardır. Bu meselede yaklaşımın birlikte iş yapmayı baştan reddetmek yerine, şöyle olmasının doğru olacağına inanıyorum: Raporlama yapacak kuruluşlar arasında ön hazırlık ve sahada çalışma noktasında pek sorun çıkacağını düşünmüyorum. O yüzden bir iş bölümü ile heyetler hazırlık ve saha çalışmasını birlikte yürütmeli, eğer ortaya çıkacak rapor taslağının dili, kurgusu ve sair özelliklerinde -sebepleri çeşitli olabilir- ortaklaşmak mümkün değilse bütün verilerin birer kopyası bütün kurumlara verilerek rapor yazım sürecinin ayrı yürütülmesi böylece sahadaki bir işten iki rapor çıkması sağlanabilir. Neticede ortak rapor hazırlanamayacaksa dahi her iki rapora da veri teşkil edecek saha çalışması bir kuruluşun kendi başına yapacağı çalışmadan çok daha kapsamlı olacaktır, olumludur.

Raporun işlevselliğinin önemi kamuoyuna sunulması süreci ve sonrasında kendisini daha çok göstermekte ve ne yazık ki bu noktada da STK’lar raporların hak ettiği ilgiyi göstermesi için yeterli düzeyde çalışma yürütüyor diyemeyiz. Bu hususta şu önerileri sıralayabiliriz:

1.) Türkiye’de gazetecilik ağırlıklı olarak ajanslardan gelen haberin kopyalanıp yapıştırılmasına dönüştüğünden yayınlanmış bir rapordan özgün haber çıkaracak gazeteci çok azdır. Bugün bu yük maalesef iyi muhabirler kadar rapor hazırlayan kurumların kendilerinin de omuzlarındadır. O sebeple raporu hazırlayacak kurum raporun temel vurgularını spotlar halinde mümkünse grafik, şekil, harita gibi görsel unsurlarla açıklamalıdır.

2.) Rapor, olan bitenin mümkün olan en geniş ve en doğru fotoğrafını çekmektir. Ancak raporun esas işlevi açıklandıktan sonra başlar. Raporların tespit ettiği hak ihlallerinin yargısal takibi ve ortaya çıkan ihtiyaçların (rehabilitasyon, insani yardım vs.) karşılanması çalışmaları raporun çalışmasını anlamlı ve değerli kılacak hususlardır. Ancak raporu hazırlayan kurumun personel, bütçe ve/ya başka sebeplerle bu süreci yürütecek imkanları olmayabilir. İş birliği bu noktada da hayati önem arz etmektedir. Örneğin siyasi partiler, barolar, hukuk örgütleri, insani yardım kuruluşları bu raporların tespit ettiği hak ihlallerini yasal yollardan takip edecek ve ihtiyaçları giderecek çalışmaları yüklenebilirler.

3.) Türkiye’de bir “İnsan Hakları Veri Dökümantasyon Merkezi”ne büyük ihtiyaç vardır. Bu merkez ayrı bir yapılanma olabileceği gibi sivil toplum kuruluşlarından temsilcilerin bir araya gelerek oluşturduğu bir yapı da olabilir. Bu merkez yayınlanan raporları arşivleyecek, aynı başlık altında yapılmış farklı raporların temel vurgularını ortaya çıkaracak, tespit edilen hak ihlallerini kategorilendirecek, ortaya çıkan ihtiyaçları belirleyecek ve ilgili kuruluşlarla iletişim halinde olup onlarla paylaşarak raporun esas işlevini yerine getirmesini sağlayacak bir merkez olmalıdır. Hangi ihlaller için davalar açılacağını barolarla paylaşacak, insani yardım ve rehabilitasyon gibi ihtiyaçları ilgili resmî ve sivil kuruluşlara iletecek, raporlardan çıkan sonuçları infografik gibi çeşitli görsel çalışmalarla gruplandırarak gazetecilere aktaracak ve onların özel haberler hazırlamasını sağlayacak bir merkez, insan hakları alanında büyük bir kazanım olacaktır. Raporlar, tarihte yer edinecek belgelerdir. Bir gün bu çatışmalar bitecek ve hakiki bir barışın inşa edileceği günlere kavuşacağız. Bu günlere kavuşmada adil bir yüzleşme ve hesaplaşma kaçınılmaz olacaktır. İşte yüzleşme dönemlerinde insan hakları raporları hayati derecede önemli belgeler olacaktır. Bu merkez, bir hafıza biriktirme merkezi de olacaktır.

Son olarak; Türkiye toplumunda es geçilemeyecek bir husus da raporların dünya görüşümüzün etkisinde şekillenmemesi gerekliliğidir. Her birimiz politik ve ideolojik bir yaklaşım sahibiyiz. Raporlama için sahaya inen hiç kimse kendini düşüncelerinden soyutlayamaz. Ancak hazırlanacak raporların gerçeği mümkün olan bütün yönleriyle göstermesi ve kamuoyunda hak ettiği ilgiyi görebilmesinin önemli bir şartı, raporun düşünce dünyamızın kodlarıyla sınırlanmış olmamasına bağlıdır. Raporlar taraftarlık ile karşıtlık arasında bir sarkaca dönüşmeden, duygusallığın etkisinde kalmadan, var olanı mümkün olan en objektif şekilde resmetme teyakkuzuyla hazırlanmalıdırlar. Bunun için de çeşitli eğitim programlarına ihtiyaç vardır.

Raporlar, tarihi belgelerdir ve tarihin adil ve objektif bir şekilde yazılması bizden sonraki zamana karşı bizim de sorumluluğumuzdur. Yaşananları resmedip insanları bilgilendirmenin önemi kadar fotoğrafın en doğru ve objektif fotoğraf olmasının da sorumluluğu unutulmamalıdır.

Not: Bu yazı; çatışma/çözüm haberleri yapma, literatür ve deneyim paylaşımı, medyanın savaş dili çetelesini çıkarma gibi güzel niyetlerle yola koyulmuş olan neynik.com için kaleme alınmıştır (29.04.2016). Yazının linki: http://bit.ly/1TAcQAf

YAYIN BİLGİLERİKategori Adı MakalelerTarih 2016-04-29Yazar Reha Ruhavioğlu
Şube ve Temsilcilerimiz
diyarbakir
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - Mazlumder / Diyarbakır Şubesi
Adres: Gevran Cad.2.Akkoyunlu Sok. Nuryuva Apt. Kat:1 NO:1 (Konukevi karşısı) Ofis/DİYARBAKIR
E-posta: mazlumderdiyarbakir[a]gmail.com | Telefon: (412) 228 42 04 | Faks: (412) 228 42 14

Ziyaretçi Sayımız : 1921601

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari